Mene-Muffins

Uzun bir aradan sonra merhabalar,

Kahvaltı hiçbir zaman favori öğünüm olmadı ama Menemen her zaman favori kahvaltımdır. Ben de menemen fikrini biraz geliştireyim dedim ve ortaya mene-muffins çıktı.

Tarif kolay, bir blender içinde 2 yumurta, 1 yemek kaşığı margarin/tereyeğı karışımı, 1 fincan süt, 1 fincan domates püresi, biraz tuz ve karabiber, bir kırmızı dolmalık biberin yarısı, 2 fincan kadar çeşitli peynir (ben kaşar ve cheddar kullandım), 3 yemek kaşığı kadar un, bir tutam toz şeker ve bir paket kabartma tozu koyup homojen olana kadar çırpın.  Kırmızı biberin geriye kalanını ve yanına birkaç güzel sivri biberi ince ince kıyıp hazırlayın.

6lı Muffin tepsinini hafifçe yağlayın. Hamurun 3/4’ünü kaplara eşit olarak dağıtın. Doğradığınız biberleri üzerlerine serpip hamurun geriye kalanını da üzerlerine paylaştırın. Şimdi elinize bir kaşık alıp hafifçe, üstten üstten karıştırın ki biberlerin çoğu hamura gömülsün, ama hem dibe fazla batmasınlar hem de yüzeyden de biraz görünsünler.

170 derece fırın ve 12-15 dk sonra resimdeki gibi olacaklar. Fırından çıkarıp hafif soğumasına izin verin. İnce bir spatula ile tepsiden ayrılmalarına yardım edip hemen servis yapın. İçlerinin fazla kurumamış olması gerekiyor. Afiyet olsun.

Somon Kabayaki

Japon mutfağına ilgimi artık biliyorsunuz. Özellikle sushi konusundaki zaafım Unagi (yılanbalığı) ile zirveye çıkıyor. Ancak unagi, sushi yapımında çiğ olarak kullanılmıyor ve mutlaka kabayaki yapılıyor. Bir balık pişirme yöntemi olarak favorilerimden olan kabayaki’yi geçenlerde somon için uyguladım.

salmonBu iş için öncelikle güzel bir somona ihtiyacımız var. Peki iyi somon nasıl anlaşılır? Mesele renklerde: pembesinin olabildiğince yoğun ve doygun, aradaki beyaz yağ çizgilerinin keskin ve olabildiğince ince olmasını istiyoruz. Başka balıklarda Beşiktaş balık pazarında Müddet tek tercihim olmakla beraber, somon konusunda macrocenter‘dan vazgeçmiyorum. Hem taze hem de iyi kesilmiş somon bulabiliyorum. İsterseniz reyonda çalışan işinin ehli arkadaşlara da kestirebilirsiniz ama ben somonu büyük parça olarak alıp evde kendim dilimleyip donduruyorum.

Gelelim kabayaki yapımına. 2-3 kişilik pişirme için gerekli ölçüyü veriyorum, siz kendinize göre arttırır azaltırsınız. Bir kahve fincanı soya sosu, bir kahve fincanı su, bir tatlı kaşığı şekeri (kahverengi şeker daha bile iyi olur) bir cezveye koyup karıştırıyoruz ve kaynatmadan sadece şekeri çözene kadar ısıtıyoruz.

20140617-162917-59357377.jpgEğer somonumuz tazeyse doğrudan, buzluktan çıkmışsa biraz yumuşayınca (tamemen çözülmesine gerek yok) mümkünse cam bir saklama kabında soya soslu karışıma yatırıyoruz. Gidip gelip çevirip her yerini sosa maruz bırakıyoruz. Bu durumda ne kadar uzun kalırsa o kadar iyi. Eğer uzun süre marine olacaksa ve hava da sıcaksa buzdolabında bekletmek iyi olur. Sosun nüfuz ettiği yerlerin renginin hafifçe koyulaştığını göreceksiniz.

20140617-161534-58534676.jpgPişirme zamanı geldiğinde bir tavaya bir yemek kaşığından biraz fazla yağ koyup hafifçe kızdırın ve somon parçalarını varsa önce deri tarafı altta olacak şekilde tavaya atın. Bu noktada biraz sıçrayabilir, kendinizi koruyun. Orta ateşte üzerine bir kapak kapatarak 2-3 dakika pişirin.

Şimdi marine ettiğimiz kaptaki sosun yarısına yakınını somon parçalarının üzerlerine dökün. Bu aşamada yine sıçrayanlar olabilir, dikkat. Kapağını kapatıp 2-3 dakika daha pişirin ve sonra ters çevirin. Şimdi biraz daha sos ekleme zamanı. Artık daha az sıçrayacaktır. Artık kapaktan kurtulabilirsiniz.

20140617-161534-58534948.jpgSosun tamamını ekleyin ve isterseniz 1-2 kez daha çevirerek her iki tarafının da artık karamelize olmaya başlayan sosla kaplanarak piştiğinden emin olun.

Sos bal kıvamına geldiğinde somonları ocaktan alın ve soğutmadan servis yapın. Bir önceki yazıda anlattığım Avokado ve Salatalıklı Salata‘yla birbirlerine çok yakışıyorlar.

Avokado ve Salatalıklı Salata

Avokadonun mutfağımda çok özel bir yeri var. Herşeyden önce muzdan daha fazla potasyum içeriyor ve hatırı sayılır bir vitamin kaynağı. Meyvenin yaklaşık %65’i doymamış yağ içeriyor ve bu da kolesterol dostu demek. Avokado’dan yapılabileceklerden biraz bahsedersek, sushi merakımı ve sevgimi zaten biliyorsunuz ama bir de guacamole var ki iyisinin yeme de yanında yat.

20140616-213207-77527302.jpg
Bugünkü tarifimde de avokado kullanıyorum. Önce avokadoyu kesmek ve doğramak konusunda biraz tüyo vereyim. İyice yıkadığınız avokadoyu bıçak tutmadığınız elinize yatırın ve keskin bir bıçakla boyuna tam ortadan ikiye kesin. Meyvenin kalbinde kesmenize izin vermeyecek kocaman bir çekirdek var. Bıçağınızı çekirdeğe değdirerek devam edin. Kesim bittiğinde iki yarısını hafifçe döndürdüğünüzde iki yarım avokadonuzdan birinin içinde çekirdeği göreceksiniz. Şimdi “trick” geliyor: Çekirdeğin olduğu tarafı avucunuza yatırın ve bıçağınızın ortasıyla çekirdeğin tam ortasına vurun. Eğer sakarlık geçmişiniz varsa, çok dikkatli olun ya da eliniz yerine çok kez katladığınız bir mutfak bezinin içine yatırın. Bu darbenin sonunda bıçağınızın çekirdeğe saplı kalması gerekir. Şimdi avokadoyu tutan elinizle bıçağınızı ters yönlere çevirin. Çekirdek bıçağa saplı bir şekilde meyveden ayrılmış olmalı.

20140617-151407-54847571.jpgÇekirdekten kurtulduğumuza göre artık ister kabuğa zarar vermeden bir kaşıkla meyvenin etli bölümünü ayırabiliriz, ya da benim yaptığım gibi meyveyi boyuna sekiz dilime bölüp kabuğun hemen altından bıçakla ayırabiliriz. (Tıpkı kavun keser gibi). Artık küp küp doğrayıp bir kaba alabiliriz.

Aklınızda olsun, avokado’nun en yakın arkadaşı bazı marketlerde İngilizce adı “lime” olarak da satılan misket limonudur. Arkadaşları ayrı tutmak olmaz, bir misket limonunun suyunu avokadolara ekliyor ve hafifçe karıştırıyoruz.

Şimdi 2-3 orta boy salatalığı da boyuna dörde bölüp yine küp küp doğruyoruz ve avokadoların yanına ekliyoruz. Bir tutam taze naneyi ince ince kıyıp kaba ekliyoruz ve sıra sosa geliyor.

Zaten misket limonu suyu koymuştuk, ama üzerine bir orta boy limon suyu ve limon suyundan biraz az zeytinyağını bir tutam da tuzla bir kapta karıştırıyoruz. Ben salata sosları için cam meyve suyu veya buzlu çay şişelerini kullanıyorum. Hem karıştırması kolay, hem de fazlasını kapağını kapatıp buzdolabında saklayabiliyorum. Sosumuzu da üzerinde gezdirdik mi, bu iş tamamdır.20140617-151407-54847823.jpg

Bu hafif ve sağlıklı salatayı özellikle ızgara balıklarla beraber sunabilirsiniz. Resimdeki somon tarifi de yakında burada. 😉

Izgara Patlıcan Dilimleri

20140209-202925.jpg

Patlıcan süper bir sebze. Türk mutfağında da oldukça önemli bir yeri var. Şakşukadan musakkaya, ali nazikten salataya derken onlarca farklı patlıcan tarifi bulmak mümkün. İtiraf etmeliyim bu tariflerin çoğundan yıllarca uzak durdum. Zira çocuklarda sık rastlanan bir alerji nedeniyle dilim şişiyordu. Yirmili yaşlarımda yavaş yavaş denerken yoğurt işleri kolaylaştırdı ve şimdi beni patlıcandan uzak tutmak pek kolay değil.

20140209-203011.jpgYoğurtlu veya domatesli közlenmiş patlıcan salatası benim her zaman favorim olacak ama bugünkü tarifimiz daha basit ve eğlenceli.Bu seferlik bostan patlıcanı kullandım ama normalde ince patlıcanlarla hatta yeni yeni marketlerde görmeye başladığımız bebek patlıcanlarla daha bile güzel.

Yine de basitce şöyle: patlıcanları yıkayıp mor-beyaz pijamalı soyuyoruz ve 5-6 mm kalınlığında dilimliyoruz. Hiç bekletmeden ve kararmalarına fırsat vermeden derin bir kabın içinde biraz tuz ve zeytiyağı ile kaplıyoruz.

20140209-203004.jpg

İyice kızdırılmış izli tavaya atıp arkasını önünü pişiriyoruz ve ikinci kez çevirdiğimizde de 90 derece çeviriyoruz ve izlerin sadece düz değil kare kare olmalarını sağlıyoruz. Izgaradan alır almaz da aynen kızartmalara yaptığımız gibi bir parça kağıt havlunun üzerine alıyoruz ki nemlerini atabilsinler.

Toplamda 10-15 dakika içinde miss gibi leziz ve üstelik de azıcık zeytinyağlı ızgaralarınız hazır.
Afiyetler olsun.

Kişisel Somon Güveç

Güveç yemeklerin en önemli sorunu uzun zamanda pişmeleri. Bunun alternatifi tek kişilik küçük güveç kaplarında herkes için ayrı pişirmek. Bu da yemeğin özelleşmesini ve böylece örneğin mantar sevmeyen birine aynı yemeği mantarsız hazırlayabilmeyi sağlıyor. Fotoğraflarda gördüğünüz mini güveçleri Tantitoni‘den almıştım. Yaklaşık 10 x 16 cm boyutlarındalar ve farklı renkleri var. Şu ana kadar herhalde 10-12 kez kullanıldılar ve en ufak bir aşınma veya yıpranma yok. Yani gayet kaliteli çıktılar.

20140206-134412.jpg

Benim favorim de deniz ürünlerinden güveç hazırlamak. Çünkü hem kolay pişiyorlar, hem de farklı lezzetleri küçük bir potada birleştirmek mümkün oluyor.

Gelelim hazırlığa. Kapların dibine azıcık zeytinyağı ve üzerine Igloo’nun hazır “Steamfresh” sebzeleri, üzerine de temizlenmiş ve dondurulmuş olarak satılan (IKEA) somon dilimlerini çözülmelerini bile beklemeden küp küp doğruyoruz, aralarına yine aynı şekilde biraz karides ekliyoruz.

20140206-134431.jpg

Bir kaşerolde biraz zeytinyağını kızdırıp içine ince doğramış kuru soğan atıp biraz çeviriyoruz. Biraz renkli biber ekleyip iyice rengi değişene kadar kavuruyoruz. Rengin değişmesi soğanların karamelize olduğunu gösteriyor. Bu noktada işin sırrı devreye giriyor ve Knorr’un sıvı/jel halindeki tavuk bulyonundan bir adet, 2-3 yemek kaşığı soya sosu ve bir fincan kadar su ekleyip karıştırıyor ve altını kısıyoruz. Bu karışım iyice yoğunlaşınca güveçlere paylaştırıyoruz.

Önceden ısıtılmış 200 derecedeki fırının tam ortasına güveçleri yerleştiriyoruz ve yaklaşık 18-20dk kadar pişmelerini beklerken üzerini örtecek kadar dil peynirini rendeliyoruz. Rende yerine ince dilimler halinde kesebiliyorsanız daha bile iyi. Fırını hafif araladığımızda miss gibi pişmiş balık kokuyorsa peynir zamanı demektir. 20140206-134448.jpg Güveçlerin üzerine dil peynirini yayıyoruz ve fırını ızgara moduna alıp bir raf yukarı yerleştiriyoruz. Yaklaşık 5 dk sonra peynir eriyip üstü kızarmış olmalı. Fırından alıp kişisel servisin bir gerekliliğı olarak her birini ayrı bir nihaleye koyup servis ediyoruz.

Afiyet olsun.

Bal Şarabı

Binlerce yıldan beridir kültürümüzde yer alan şarap üreticiliği tam da altın çağını yaşayacakken günümüzde muhtelif baskılar altında. Olsun, ille profesyonel üretim gerekmiyor. Kendimiz için yaptığımız bizimdir. Tam da bu düsturla az miktarda bal şarabı yapmak için ilk girişimimi sizlerle paylaşıyorum.

Bal ve bal şarabı eskilerden beridir çok kıymetli kabul edilmiş ve antik Yunan’dan İskandinav yarım adasına kadar önemli törenlerde içilmiş. Türk kültüründe de önemli bir yeri olan bal şarabı, evde de üretmek için kolay bir tarif.

Bildiğiniz üzere şarap, daha doğrusu alkol üretimi maya mantarının, içinde bulunduğu şekeri tüketmesiyle yapılır. Yani işin bizi ilgilendiren tarafında şeker ve maya var. Maya olarak marketlerde bulabileceğiniz sıradan bir maya kullanıyorum. Maya seçmek için paketi okursanız “Saccharomyces cerevisiae” adını görmeniz gerekli. Bu maya, literatürde en popüler mayalardan biridir ve adı bile bize çok şey anlatır. “Saccharo-” şeker, “-myces” mantar, “cerevisiae” sözcüğü ise bira demektir. Yani anneannelerimizin “bira mayası”ndan sözediyoruz.

Deneme amaçlı olduğu için küçük bir ölçekte yapacağız. 3 Litre su ve 860 gram bal ile başlıyoruz. Neden 860 gram? Piyasadaki kavanozlar böyle de ondan. Suyun yarısına yakınını temiz bir tencereye alıyoruz ve içine balı ekleyip ısıtıyoruz. Amacımız balın içindeki olası diğer bakterileri öldürmek, çünkü şarabımızda kendi mayamızdan başka mikroorganizma istemiyoruz. Bu aşamada şişeden biraz daha suyu kenara temiz bir kaba ayırıyoruz. Ballı karşımımızı kaynamadan alıyor ve ve biraz soğutuyoruz. İçine yarım portakal dilimliyoruz ve 20-25 adet kuru üzüm atıyoruz. Bu noktada biraz aroma için birkaç parça da kabuk tarçın veya karanfilden biri eklenebilir. Biraz karıştırıp yarım bardak kadarını kenara ayırıyor ve kalanını şişeye geri ekliyoruz.

Kenara ayrılmış olan kısmı iyice ılınınca, yani elimizin sıcaklığına indiğinde içine yarım paket mayayı ekleyip hafifçe karıştırıyoruz. Mayayı uyandırmak için yaptığımız bu işlemde mayanın şoka girmemesi için kibar davranıyoruz. Yaklaşık 10-15 dakika bekliyoruz ve mayanın köpürüp kabarışını izliyoruz. İyice kabaran mayayı hafifçe karıştırıp şişeye ekliyoruz. Kenara ayırdığımız ve hiç dokunmadığımız suyla şişenin üzerini tamamlıyoruz. Tüm bu sürecin sonunda şişede sıvı seviyesinin çok yükselmemesi gerekiyor. Üstten 4-5 cm boşluk iyidir. Şişenin kapağını kapatıp biraz çalkalıyoruz ki iyice havalansın. Mayamızın bu havaya ve oksijene ihtiyacı olacak.

Şişenin kapağını açıyor ve kaybetmemek üzere bir kenara koyuyoruz. Şimdilik şişenin ağzına bir balon takacağız. Bir balonu 8-10 yerinden delip şişenin ağzına geçirin ve hava almadığından emin olun. Maya çalıştıkça gaz üretecek ve bu gaz balonu dolduracak. Gazın fazlası deliklerden kaçarken basınç farkından dolayı içeri hava girmeyecek ve havayla taşınan diğer mikroorganizmalar şarabımızdan uzak duracak. Bu sayede en ucuz hava kilidine sahip oluyoruz.

IMG_0034Bu haliyle 10-15 dakika sonra fermantasyon gözle görülür bir hal alacak ve gaz çıkışı nedeniyle balonun dik durduğunu, hatta karışımda karbondioksit baloncuklarını göreceksiniz. Şimdi şişeyi dinlendirme zamanı. Mümkünse fazla ışık almayan bir yere koyun ve orada bir 4-5 gün dinlendirin. Bu sürenin sonunda balonu çıkarıp şişenin sakladığımız kapağını takıp bir karıştırabiliriz. Bu çalkalamanın ardından yeni bir balonla tekrar hava kilidimizi yapıyoruz ve şişeyi kendi haline bırakıyoruz.

2 hafta kadar sonra fermantasyonun artık yavaşladığını göreceksiniz. Gevşemiş balon, berraklaşmaya başlamış karışım ve şişenin dibindeki ölü maya tortusu bu zamanın geldiğinin habercisi. 20140206-135356.jpgBu da yapacak işimiz var demek. Bal şarabının içinden portakal ve benzeri katı malzemeyi ve ölü mayanın bir kısmını uzaklaştırmak için fermantasyon şişesindeki herşeyi aynı hacimde bir başka şişeye süzerek aktarıyoruz. Süzme işlemi için dezenfekte edilmiş bir parça tülbent ve huni yeterli olacaktır. Bu aktarım sırasında ister istemez bir kısım ölü maya karışımı bulanıklaştıracak. Şimdi ikinci dinlenme evresine geçiyoruz.

20140206-135337.jpgYaklaşık 1 haftalık bu ikinci dinlenme evresinin sonunda şarap yeniden berraklaşacak ve dipteki tortu belirginleşecek. Artık “yorgun” şarabımızı “dinlenmeye” ve “olgunlaşmaya” alacağız. Bunun için temiz bir veya daha çok, nispeten küçük hacimli şişeye ve biraz akvaryum hortumuna ihtiyacımız var. Daha küçük şişe kullanmaktaki amaç şarabı açıldığında tüketilebilecek kadar küçük miktarlarda saklamak ve böylece saklama ömrünü uzatmak. Dezenfekte edilmiş akvaryum hortumunun bir ucunu şarabın üstten 1/3 yüksekliğinde tutarken diğer ucundan çekerek sıvının hortumda ilerlemesini sağlıyoruz. Bunu yaparken şarabı küçük şişelerden daha yüksek bir yerde tutmak faydalı olacaktır. Şarabı kontamine etmeden hortumun ucundan birazını kesip küçük şişelere aktarıyoruz. Bu işlemde dipteki tortudan olabildiğince uzak durmaya çalışıyoruz.

Şimdi en heyecanlı kısmı başlıyor. Şarabınız bu şişelerde yavaş yavaş olgunlaşacak ve keyifle içilebilir bir kıvama gelecek. Bu noktada olgunlaşma süresi değişkenlik göstermekle beraber genelde 2-3 ay yeterlidir. Bir şişeyi tadım için ayırarak başta 1,5 ay kadar sonra, daha sonraları da haftada veya iki haftada bir kontrol edip gelişimini izlemekte fayda var.

Artık keyifle tüketebileceğiniz bal şarabınız var. Afiyet olsun.

Sonuçlar için Bal Şarabı – 2

Kolay İrmik Helvası

Helva-step-by-stepKonu helva olunca herkesin yapacak bir yorumu vardır ve bu yorumların çoğu iyi bir helva yapmanın ne kadar zor olduğu üzerinedir. Size burada vereceğim tarif ile bu ezberi bozmak mümkün. Hem çok kolay hem de oldukça hafif bir irmik helvası yapalım.

Malzemelerimiz:

  • İrmik (1 su bardağı)
  • Toz şeker (1 su bardağı)
  • Margarin (1/2 paket)
  • Süt (1 1/2 su bardağı)

Bu tarifin özeti yukarıdaki oranlarda; “bir, bir, yarım, bir buçuk”. Attırmak ve azaltmak için istediğiniz gibi katlayabilirsiniz.

Bize iki kap gerekli. Ben irmik için teflon, süt için ise çelik tencereyi tercih ediyorum. Özellikle de akşam vakti aklıma esip küçük ölçek yapacaksam bir sos tenceresi, bir de büyükçe cezve işi güzel görüyor. Haydi başlayalım.

Alışılagelmiş tariflerden farklı olarak irmiği teflon tencereye dökün ve orta ateşte çevirmeye başlayın. Saplı sos tenceresinde kaşık bile kullanmanıza gerek yok. Dilerseniz içine dolmalık fıstık da atabilirsiniz.

İkinci kaba da süt, şeker ve margarini koyup onun da altını orta ateşte açın. Yağın eriyip şekerin çözülmesi için ara ara karıştırmayı unutmayın. Hatta biraz daha lezzet için yağın 1/4ünü tereyağı ile değiştirebilirsiniz.

Genellikle irmiğin esmerleşmesi ile sütün kaynamaya yüz tutması aynı anda olur. Ocakların altını buna göre ayarlarsınız. Şimdi geliyouz en zor yerine. İrmiğin üzerine sıvıları dökmeye. Bu noktada hızlı ve dikkatli olun, çünkü hızlı bir şekilde dökmezseniz topaklanabilir, ama biraz etrafa da sıçrayacaktır, kendinizi yakmamak için dikkatli olun. Sıvıları dökünce 5 dk kadar iyice alt üst ederek karıştırın ve altını kapatıp demlenmeye bırakın. Demlenmesi için temiz bir bez koyup kapağını kapatın. Demlenmenin 5. dakikasında bir kez daha alt üst edin ve toplam 10dk demlenmeden sonra servis edin. Özellikle helvayı sıcak sevenler bayılacak. Afiyet olsun.

Sushi İçin Pirinç

sushi_nightKonu sushi oldugunda doymak bilmiyorum. Kaç roll veya nigiri beni doyurur henüz bir tespite ulaşamadım. Türkiye’de sushi yemek malesef pahalı bir zevk. Aslında dünyanın hemen her yerinde aynı şekilde.
İşte tam da bu nedenle başladim evde sushi yapmaya. Neler yaptığımı ve nasıl yaptığımı bir başka yazıda anlatacağım. Bugünün konusu pirinci doğru pişirmek.

Sushi için pirincinizin tam dozunda pişmesi gerekiyor. Yoksa ya yeterince yapışmaz ya da biraz sıkıştırınca topaklanır. Bu dozu ayarlamak için farklı yöntemler var. İnternette biraz araştırırsanız pek çok pişirme yöntemi göreceksiniz. Benim yöntemim oldukça basit ve geleneksel.
Doğru pirinci seçmekle işe başlayalım. Sushi için pirincin “kısa taneli” olması gerekiyor. Ben “Sezon” marka “Osmancık” pirinç kullanıyorum ve gayet iyi sonuçlar alıyorum. Buradaki pişirme süreleri de bu pirince göre. Başka pirinçlerde pişirme süreleri farklılıklar gösterebilir.
Genel bir ölçü olarak kişi başına bir çay fincanı iyi oluyor. Yaklaşık 4 roll çıkarıyor ve oldukça doyurucu (benim icin değil).
Şimdi pirinci iyice yıkama zamanı. Su artık beyaz değil tamamen şeffaf akana kadar iyice yıkıyoruz.
Bir tencereye pirincin 1,5 katı kadar su koyup altını yakıyoruz. Su fokur fokur kaynayınca pirinci atıyoruz ve hafifçe karıştırarak yüksek ateşte 4 dakika pişiriyoruz. Karıştırmaktaki amacımız tencerenin dibinin tutmaması. Bunun ardından altını iyice kısıp üzerine bir kapak kapatıyoruz ve 12-13 dk daha pişirmeye devam ediyoruz. Bu aşamada kapağı hiç açmamak daha iyi, ısı ve nem içerde kalsın.
Bu sürecin ardından altını kapatıyoruz ve 2 dk kadar daha kapağı kapalı tutuyoruz.
Şimdi eğlenceli yerine geldik. Tencerenin kapağını açtığınızda yüzeyi dümdüz ama tane tane bir pilav görüntüsüyle karşılaşacaksınız. Yayvan, mümkünse ahşap (yoksa cam da olur) bir kaba pirinçleri döküyoruz ve tahta spatulayla hafifçe havalandırıyoruz. Bu fazla suyu ve nemi uzaklaştırmaya yardımcı oluyor. Birkaç tanesini hemen ağzımıza atıp deniyoruz. Eğer dilimizle damağımızda ezebiliyorsak çok yumuşamış demektir, kabın ağzını açık bırakıyor ve arada bir altüst ediyoruz. Eğer Türk pilav standartlarındaysa üzerine nemli biz bez sererek bırakıyoruz. Dinlendirme 15 dakika kadar sürecek.

Biz sirkemizi hazırlayalım. Bu kısımdaki ölçüler tamamen keyfinize kalmış. Ben kendi zevkime göre ölçüleri veriyorum. Pirinci ölçtügünüz fincanla her bir fincan pirinç için 1/3 fincan pirinç sirkesi, 1 yemek kaşığı beyaz toz şeker, 1 tatlı kaşığı tuzu bir cezveye koyup altını yakıyoruz. Bu noktada eğer seramik kaplamalı bir cezveniz varsa daha iyi olur. Sirkenin metalle fazla haşır neşir olmaması için ben teflon kaşerol kullanıyorum. Şeker ve tuz eriyene kadar hafifçe ısıtıp karıştırıyoruz. Erir erimez ocaktan alıp kabını değiştiriyoruz ki çabucak soğusun.

Pirinçlerin 15 dakikalık dinlenmesi bittiğinde sushi sirkeniz de biraz serinlemiş olacaktır. Şimdi üzerini açıp sirkeyi üzerinde gezdirerek dökün ve tüm pirince yayılması için zarifçe altüst edin. Pirinç tanelerini hırpalamamaya özen gösterin. Üzerini tekrar nemli bezle örtün ve biraz soğuması için bekleyin. Yaklaşık yarım saat sonra sushilerinizi hazırlamaya başlayabilirsiniz.

Kayın Mantarı ve Yumurta

Alttaki mantar, birçok büyük markette bulabileceğiniz kayın mantarı. Tanıdığınız şapkalı kültür mantarına göre biraz daha sulu, daha aromatik bir mantar türüdür. Bu mantarı özellikle çok seviyorum. Farklı şekillerde değerlendirmek mümkün ama bugünkü konumuzda son derece basit bir şekilde üzerine biraz karabiber ekip fırına verdim. Yaklaşık 180 derecede 10dk sonra sularını bırakarak pişiyor ve resimdeki renklere geliyor. Yumurta ise işin ilginç yanı. Derince bir tencereye su koyuyoruz ve bolca sirke ekliyoruz. Kaynamaya bırakıyoruz. Suyu beklerken bir kaseye yumurtamızı dikkatlice kırıyoruz. Kaynamaya başlayınca elimize bir karıştırıcı alıp tam ortasında bir girdap oluşturacak şekilde hızla döndürüyoruz. Girdap iyice derinleşince çırpıcıyı çıkarır çıkarmaz kasedeki yumurtayı tam ortasına bırakıyoruz. İşin bu kısmı biraz deneme yanılma gerektiriyor. Eğer doğru yaptıysanız, yumurta çevreye saçılmadan resimdeki gibi kalacaktır. Yaklaşık 1,5 dakika pişirme rafadan kıvamı için yeterli. Eğer fazla pişirirseniz haşlanmış yumurta haline gelir, ki biz bunu istemiyoruz. Hedef, çatalı batırdığımızda sarısının akması. Tabağı hazırlarken önce mantar, üzerine hafif tuz, sonra üzerine yumurtayı özenle, patlatmamaya dikkat ederek yerleştiriyoruz. Afiyet olsun.